Laikliğin Din ve Vicdan Özgürlüğü Açısından Önemi Nedir

  

Geçmişte varolmuş olan birçok toplum, ülkenin içerisinde işleyecek olan kuralları din kuralları ile belirlemiştir. Dine inanmayan insanlar, dine inananlar tarafından çok büyük işkencelere maruz bırakılmış, toplumlar arasında din adına çok kanlı ve büyük savaşlar gerçekleşmiştir. Aslında her toplumun gerekliliği olan din, kimi zaman kötü kişilerin eline geçtiğinde bu insanlar dini bir silah olarak kullanmış ve din sayesinde kendi menfaatlerini korumaya çalışmışlardır. Örneğin ortaçağ Avrupa’da kilise, insanlara cennetten arsa sattığını iddia edebilecek kadar kendi ekonomik çıkarlarını düşünür olmuştu. İslam alemi de, Osmanlı Devleti’nin son dönemlerinde  kendisini, çevresine din adamı diye tanıtan, ancak din ile uzaktan yakından ilgisi olmayan insanlarla boğuşarak geçirmişti.

Eski zamanlarda ve Osmanlı’nın son zamanlarında yaşanan bu sorunu tespit eden Atatürk, dinin insanların üzerindeki baskısını ortadan kaldırabilmek amacıyla Türkiye Cumhuriyeti’ni laik bir ülke haline getirmişti. Laiklik, din ve devlet işlerinin birbirinden ayrı yürütülmesi anlamına gelmekteydi. Yani anayasa hazırlanırken islami hükümlere göre değil, insanlığın evrensel olan ahlak kurallarına göre bir anayasa öngörülmüştü. Bu noktada, insanlara inanç özgürlüğü sağlanmış oldu. Laiklik sayesinde herkes inancında özgür olup, inancını sadece kendisi için yaşamaya başladı. Yani, insanlara kendi hayatlarıyla ilgili seçim yapabilme hakkı verilmiş oldu. Buna göre dileyen insan dilediği dine veya mezhebe, hiç bir baskı altında kalmadan bağlı olabilir hale geldi. Bu da Türk insanının değerini artıran çok önemli bir gelişme olmuştur.

Laikliğin Din ve Vicdan Özgürlüğü Açısından Önemi Nedir Adlı Yazımızla İlgili Yorumlarınızı Yorum Kısmından Yazabilirsiniz

Benzer Sayfalar

Yorum Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir